Yıkıcı Bir Trend Haline Gelen 4 Teknoloji ve Beraberinde Getirdiği Yepyeni Kazanç Fırsatları

Yıkıcı etkilere sahip olabilecek bazı teknolojik yenilikleri kazanç fırsatlarına nasıl dönüştürebileceğimizi bu yayında ele alıyoruz.

Teknolojiye odaklandıkça, yıkıcı yenilikler olarak isimlendirdiğimiz şeyleri sürekli araştırmaya devam ediyoruz. Yıkıcı yenilikler, pazarı elinde tutan bir ürün ya da hizmetin tamamen ortadan kaldırılması anlamına geliyor.

Bir teknolojinin değeri rekabet eden bir pazarın değerini aştığında, resmen yıkıcı bir trend haline gelir. Örneğin, Ford’un Model T’sini ele alalım. Seri üretime başlamadan önce, otomobiller yüksek maliyetlerinden ötürü yıkıcı bir yenilik değildi. Bununla birlikte, daha düşük fiyatlı Model T 1908’de piyasaya çıktığında, atlı arabalar için pazar hızla daraldı ve sonunda da düştü.

Reklam

Bir başka örnek için elektrikli otomobillerin henüz yeni yaygınlaşmaya başladığı günümüzü de düşünebiliriz. Elektrikli otomotiv devi Tesla’nın düşük maliyetli Model 3’ünden önce elektrikli araçlar herkesçe kullanılabilir değildi, ancak Model 3 ve arından piyasaya çıkacak daha düşük maliyetli araçlar 1908’de yaşananların farklı bir versiyonunu tekerrür ettirebilir.

Yazı boyunca bahsi geçecek yenilikler yıkıcı trendlere dönüşüyor ve değişim noktalarına doğru hızla ilerliyor. Bu trendleri anlamak, yatırım stratejilerimiz için önem taşıyor; zira bir sonraki kazananları ve kaybedenleri görmemizi mümkün kılıyor.

Otomatikleşen Dünya

Listedeki muhtemelen en yıkıcı trend otomasyon, ki bu da günlük yaşamımızın neredeyse her yönüne çok da uzun olmayan bir zaman zarfında iyiden iyiye yerleşmiş olacak. Bunlar, üretimden yediğimiz içtiğimiz gıdalara kadar pek çok şeyin ardında çalışacaklar.

Mesela yollarda yüz binlerce kilometre yol kat eden ve henüz herhangi bir kazaya sebebiyet vermeyen Google’ın kendi kendini sürebilen araçlar ürettiği Mobileye isimli araba projesini duymuşsunuzdur.

Veyahut yapay zeka çalışmaları yapan ve bu yolla otomatik yazarlar geliştiren Narrative Science isimli firma dikkatinizi çekmiştir. Bunu düşünün, kendi kendine finansal makaleler yazan ve finansal raporlar oluşturabilen bir yapay zeka platformundan bahsediyoruz!

Gerçek şu ki, otomatikleşen teknolojiler günümüz dünyasına iyice yerleşmeye başlamışken bugün gördüğümüz şeyler, gelecekte göreceklerimize kıyasla hiçbir şey. Gelecek 10 belki de 20 yıllık otomatikleşme yaygınlığının ardından, şu anda bildiğimiz dünya hem ekonomik yıkım hem de büyük bir refah dalgasına girmiş olacak.

Otomatikleşmenin getireceği refah dalgası bir yana, bunun getireceği bir takım ekonomik yıkımlardan bahsetmemek olmaz. Çünkü pek çok kuruluş bu sürecin getireceği işsizlik sorununa yönelik ardı ardına tahminlerde bulunuyor.

Örneğin, büyük araştırma kuruluşlarından biri olan ABD merkezli Gartner, son yıllarda otomatikleşmeye bağlı olarak ortaya çıkabilecek işsizlik konusunda bazı can sıkıcı tahminlerde bulundu. Gartner analistleri, üst sınıftaki çoğu çalışanın işlerini kaybetmeyeceğini, lakin orta sınıf çalışanların çoğunun önümüzdeki on yılda giderek artan oranda işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalabileceğini öngördü.

Ayrıca Gartner, 2030 yılına kadar dünyanın ilk insansız girişiminin ortaya çıkacağını da tahmin ediyor. Yani tamamen bilgisayar yazılımları ile yönetilen bir işletme.

Bu tahminler hakikaten biraz endişelendirici ve hatta ürkütücü, ancak dünyanın otomatik hale gelmesi işsizlik oranlarının kesinlikle yükselebileceği anlamına gelmiyor. İçinize biraz olsun su serpecekse, elimizde sanayi devrimi örneği var.

Hatırlatmak gerekirse, sanayi devriminin ardından pek çok iş alanı ortadan kalktı. Bu devrim, o dönemde yıkıcı bir etki yarattı ama aynı zamanda yeni istihdam olanaklarını da beraberinde getirdi. Otonom bir dünya da benzer sonuçları karşımıza çıkarabilir.

Yıkıcı bir etkiye sahip olacak bu trendden yararlanacak başlıca sektörler arasına; makine, elektronik gibi robotik pazarlar ve yapay zekâ alanları dâhil edilebilir. Trendden yararlanmak isteyen yatırımcıların da, özellikle bu teknolojileri kullanan ve geliştiren şirketleri araması gerekecek.

Nesnelerin İnterneti

Nesnelerin İnterneti (IoT), günlük nesnelerin (mesela cihazların) internete bağlanmalarını ifade ediyor. Gelecek yıllarda büyümesi beklenen bu pazar, tamamen yıkıcı bir etkiye sahip olsa da, esasen yukarıda bahsi geçen otomatikleştirilmiş dünyayla da yakından ilgilidir.

İş yerinde geçen uzun bir günün ardından markete gidiyorsunuz diyelim. Buzdolabında ne olduğunu hatırlamıyorsunuz, sadece telefonunuzda bir uygulama açıyorsunuz ve uygulama, buzdolabınıza bağlı gömülü sensörler aracılığıyla kaç yumurtanın kaldığını size gösteriyor.

Bu fikri kısa sürede bir adım öteye de taşıdılar. Örneğin, yine buzdolabı örneğinden yola çıkarsak; IOTA isimli dijital para, kendi kendine sipariş veren bir buzdolabının aynı zamanda ödeme yapmasını da sağlıyor.

İnternet aracılığıyla birbirine bağlı ve etkileşime geçen cihazlar, Nesnelerin İnterneti’ndeki en klişe buzdolabı örneğinin de ötesine geçebilir. Mesela, açık unutulan ışıkların otomatik kapanması ve elektrik faturanızın kendi kendini analiz etmesi, trafikte araçların iletişime geçerek en uygun yolları bulması ve hatta trafiği azaltmak için yol paylaşımı yapması gibi birçok örnek verilebilir.

Bu trendi kazanç fırsatına dönüştürmenin kolay bir yolu var: bu teknolojiyi kullanan ya da kullanma eğilimi olan şirketleri bulmak.

Örneğin şu anda Nesnelerin İnterneti’ne odaklan Cisco Systems (NASDAQ: CSCO), Texas Instruments (NYSE: TXN) ve Marvell Technology (NASDAQ: MRVL) gibi şirketler izlemeye alınabilir. Aynı şekilde Alphabet (NASDAQ:GOOG) (NASDAQ:GOOGL), Amazon.com (NASDAQ:AMZN) ve Skyworks Solutions (NASDAQ:SWKS) şirketleri de bu alanda çalışmalar yapıyor.

Üç Boyutlu Baskılar

Daha yaygın olarak 3D baskı olarak bilinen üç boyutlu baskı, bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımı kullanan makinelerle üç boyutlu nesneler üretmeye imkân sağlıyor.

3D baskı, üreticilerin çekirdeğe kadar bir ürün hazırlamasına olanak tanırken, çoğu durumda bu işlem; daha az atık, daha hızlı çıktı ve daha düşük işletme maliyeti ile avantaj sağlıyor.

Bu alandaki teknoloji gelişimi sürerken, 3D yazıcılar için hem yatırım getirilerinin (YG) hem de bu cihazları satın alan üreticilerin yakın zamanda daha da artacağını bekleyebiliriz.

Şu anda çok çeşitli uygulamalar için 3D baskı kullanan sayısız şirket var. Bu teknolojiyi kullanan birçok yenilikçi şirket, 3D baskı teknikleriyle ateşli silahlardan insan dokusuna protezlere müzik aletlerine ve hatta kıyafetlere kadar pek çok alanda üretim gerçekleştirmeye devam ediyor.

Mesela otomotiv endüstrisinde Ford (NYSE: F) ve General Motors (NYSE: GM) prototip oluşturmak için 3D yazıcı kullanıyor. Uzay endüstrisinde NASA, diğer alanlarda General Electric (NYSE: GE) gibi kuruluşlar roket ve jet motorları için 3D baskı tekniklerini kullanarak parçalar üretiyor.

3D baskı pazarı, şu an büyümesi sürdüren ve yaklaşık olarak da 2 milyar dolarlık bir sektör. Wohlers Associates’e göre, sektörün toplam gelirinin 2019’a kadar 6.5 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Bununla birlikte, 2018 yılına kadar 3D yazıcılarla üretilecek taklit malların fikri mülkiyet haklarında, yılda yaklaşık 100 milyar dolarlık bir zarar oluşturabileceği de tahmin ediliyor.

Dijitalleşmenin ve korsanlığın CD satışlarına ne yaptığını hatırlayın. İşte 3D baskı da fiziksel mallar üzerinde benzer bir etkiye sahip olabilir. 3D baskı alanında faaliyet gösteren şirketlerin, bu anlamda yakın gelecekte dikkate değer olacağı söylenebilir.

Taşınabilir Cihazlar ve Yeni Nesil Arayüzler

Tüketici donanımında garantili trendler az ancak bazıları kesin: cihazlar gittikçe daha taşınabilir hale gelecek. Eskiden bu daha çok küçük bilgisayar çipleri ya da piller üretmek demekti. Ancak bugün, cihazlar o kadar küçülüyor ki, onları kullanabilmek için alternatif yollar bulmamız gerekiyor.

Önümüzdeki on yıl boyunca, öncelikle giyilebilir ve gömülü bilgisayarlar modellerinde daha küçük boyutlara gelen yeni nesil cihazlar göreceğiz ve bu cihazları kullanmak için şu anda alışık olduğumuz dokunmatik arayüz yöntemlerinden ötesine ihtiyacımız olacak.

Yeni nesil bu yöntemlerin başında ses kontrolü, boşluk hareketleri ve biyometrik tanıma biçimleri geliyor.

Mesela ses kontrolü tıpkı Apple‘ın (NASDAQ: AAPL) Siri’si gibi olacak, ancak gelişmiş yapay zeka ve daha geniş bir uygulama yelpazesi ile karşımıza çıkacak.

Yani bugün, iPhone’umuza en yakın marketin nerede olduğunu sorup cevap alabiliyorsak bu, hemen hemen 10 yıl içinde tam konuşma (neredeyse gerçek bir asistanla olduğu gibi) yapabileceğimiz anlamına geliyor.

Bu teknolojilerin önümüzdeki 5-10 yıl içinde pratikliğe ulaşacağına hiç şüphe yok. Bu gerçekleştiğinde bildiğimiz şekliyle mobil cihaz endüstrisinde yıkıcı bir trend oluşturabilir. Bu alanda faaliyet gösteren ve çalışmalar yapan şirketlerin de yararlanıcılar arasında yer alacağını bekleyebiliriz.

seçtiklerimiz