Ekonomi, Kişisel Finans ve İş Günlüğü.

Altın Standardı Neydi?

Son yıllarda büyük bir tartışma konusu olan altın standardı sisteminin ne olduğuna, kısa tarihine, hangi olumlu ve olumsuz durumları beraberinde getirdiğine bakalım.

The Encyclopedia of Economics and Liberty‘nin kapsamlı “altın standardı” maddesinde bu terimin tanımı şöyle veriliyor: Altın standardı, katılımcı ülkelerin yerel para birimlerinin değerini belirli bir altın miktarına bağlaması sözüdür. Ulusal ve diğer para türleri (banka mevduatları ve banknotlar) bu belirli miktar üzerinden altına dönüştürülebilir.

Altın standardının geçerli olduğu bir ülkede para biriminin altın açısından bir değeri vardır. Örneğin 100 dolar = 1 ons altın gibi… Altın, bu fiyat üzerinden alınıp satılabilir.

Reklam

Daha basit bir deyişle, altın standardı paraya bir değer biçer; yukarıda verdiğimiz örnekte 1 doların 1 onsun yüzde biri altın miktarında değeri vardır. Bu standart illa altın üzerinden olmak zorunda değil; mesela 1800’lerde gümüş standardı yaygındı. Altının ve gümüşün beraber standartlarının olduğu duruma da bimetalizm deniliyor.

Altın Standardının Kısa Tarihi

1800’lerin Amerikası’nda çoğunlukla bimetalik para sistemi vardı fakat gümüş ticareti çok az olduğundan altın standardı daha baskındı. 1900’lerde Altın Standardı Yasasının çıkmasıyla tamamen altın standardına geçiş yapıldı. Başkan Franklin D. Roosevelt’in 1933 yılında takı sektörü haricinde altının özel mülkiyetini kaldırması ile beraber altın standardı da yürürlükten kalkmış oldu.

1946’da yürürlüğe giren Bretton Woods sistemi ile diğer devletlerin ABD Merkez Bankası’na (Fed) onsu 35 dolar sabitinden altın satması mümkün hale geldi. Bretton Woods sistemi de 15 Ağustos 1971 tarihinde dönemin başkanı Richard Nixon’ın sabit bir fiyat üzerinden altın alım satımını yasaklaması ile yürürlükten kaldırıldı.

Bu aynı zamanda tarihte ilk kez para birimlerinin değerinin bir nesne üzerinden belirlenmesinin yürürlükten kaldırılması olarak tarihe geçti. O gün bugündür altın standardı hiçbir büyük ekonomide yürürlükte değil.

Peki, Bugün Hangi Para Sistemi Kullanılıyor?

ABD de dahil olmak üzere neredeyse tüm ülkelerde paranın tanımı “tek başına hiçbir değeri olmayan, yalnızca değiş-tokuş aracı olarak kullanılan nesne” olarak geçmektedir. Paranın değeri paraya olan arz-taleple ve ekonomideki ürünlere olan arz-taleple ölçülür. Altın ve gümüş de dahil olmak üzere ürünlerin ve hizmetlerin fiyatlarının piyasa etmenleri ile dalgalanmasına izin verilir.

(Küçük bir not: Eğer paranın tarihçesi hakkında detaylı bir bilgi kaynağı arıyorsanız A Comparative Chronology of Money adlı harika bir site var; orada paranın tarihi ile ilgili önemli yerler ve zamanlar detaylarıyla verilmiş, incelemek isteyebilirsiniz.)

Altın Standardının Yararları ve Zararları

Altın standardının en önemli faydası her zaman için enflasyonu görece düşük tutmasıdır. Enflasyon şu dört faktörün kombinasyonu ile olur:

  1. Para arzı yükselir.
  2. Ürün arzı düşer.
  3. Para talebi düşer.
  4. Ürün talebi yükselir.

Altın arzı ciddi miktarlarda değişmediği sürece para arzı da görece sabit kalacaktır. Altın standardı bir ülkenin gereksiz para basmasını önler.

Para arzı birden yükselirse ülkenin parasının altın üzerinden değeri para artarken altın miktarının sabit kalması nedeniyle düşecektir. Bu uzun süre devam ederse bir süre sonra ülke hazinesinde para kalmayacaktır. Altın standardı Merkez Banklarının para arzını ciddi miktarlarda değiştirecek para politikaları benimsemelerini engelleyerek ülkenin enflasyon potansiyeline bir miktar ket vurur.

Altın standardı ayrıca bir para biriminin uluslararası döviz piyasalarındaki konumunu da değiştirir. Örneğin Kanada altın standardı 100 Kanada doları = 1 ons altın, Meksika altın standardı 5000 peso = 1 ons altın olsun. Bu durumda 1 Kanada doları = 50 Meksika pesosu değerinde olacaktır. Altın standardının geniş kullanımı sabit döviz kurları oluşturur. Eğer bütün ülkelerde altın standardı olursa dünyadaki gerçek para birimi altın olacağından tüm para birimleri altına göre pozisyonlanacaktır.

Altın standardının döviz piyasalarında böyle bir rahatlık yaratması sistemin en büyük yararlarından biri olarak görülmektedir.

Öte yandan altın standardının getireceği stabilite sistemin en büyük dezavantajlarından da biridir. Döviz oranları hiçbir zaman ülkelerin durumuna göre değişmeyecektir. Altın standardı ayrıca Merkez Bankalarının elindeki potansiyel stabilizasyon politikalarının çoğunu kullanılmaz hale getirir. Bu faktörler yüzünden altın standardına sahip ülkelerin gördüğü ekonomik şoklar daha sert olmaktadır. Ekonomist Michael D. Bordo bunu şöyle açıklıyor;

“Altın standardına sahip ekonomiler gerçek ve parasal şoklara karşı çok savunmasız oldukları için kısa vadede ürün fiyatları ciddi derecede uçucu olur. Kısa vadeli fiyat uçuculuğunun ölçüsü fiyat seviyesindeki yıllık yüzdelik değişimlerin standart sapmanın yıllık ortalama yüzdelik değişimine oranı olan değişim katsayısıdır. Değişim katsayısı ne kadar yüksek olursa kısa vadeli uçuculuk da o kadar yüksek olur. ABD’nin 1879 – 1913 arasındaki değişim katsayısı çok yüksekti; 17.0 1946 – 1990 arası ise yalnızca 0.8 idi.

Ayrıca altın standardı hükümetlerin para politikaları konusundaki takdir yetkilerini sınırlandırır, altın standardına sahip ekonomiler parasal veya gerçek şokları sıyırma veya karşılama konusunda daha başarısızdırlar. Reel hasıla, bu nedenle, altın standardından daha değişkendir. 1879 – 1913 yılları arasında reel hasıla değişim katsayıdı 3.5 iken 1946 – 1990 arasında 1.5 idi. Hükümetin para politikaları konusunda fazla seçeneğinin olmadığı yıllarda işsizliğin çok daha yüksek olması tesadüf değildi.

İşsizlerin nüfusa oranı 1879 – 1913 yılları arasında yüzde 6.8 iken 1946 – 1990 yılları arasında yüzde 5.6 idi.”

Sözün özü, altın standardının ekonomilere en önemli katkısı uzun vadeli enflasyonu önleyebilmesidir. Fakat, Brad DeLong’un da dediği gibi, “Eğer merkez bankanızın enflasyonu düşük tutabileceğine güvenemiyorsanız neden nesillerce altın standardını yürürlükte tutmasına güvenesiniz ki?” Tüm tartışmalara rağmen altın standardının ne ABD’ye ne de büyük ekonomilere sahip diğer ülkelere yakın gelecekte dönmesi hiç de olası görünmüyor.

seçtiklerimiz